Feodalitenin yıkılması ve kapitalizm’in oluşum aşamasında bireyler üretim yapmakla güdülenirken, ileri kapitalizmde bireyler tüketim ile güdülenmektedir. Bunun sonucunda günümüzde artık üretim odaklı olan kapitalizmden ziyade tüketim odaklı postmodernizmin (ileri kapitalizm) başarısından söz edilmektedir. Yeni üretim güçleri topluma nasıl tüketeceğini de öğretmektedir. Kapitalizm ruhuna sahip olan tüketim toplumu nu sürekli tüketmeye yöneltiyor.

ihtiyaçlar

1. İhtiyaçlar

Neo-klasik yaklaşımı benimseyenler, iktisadı “kıt kaynakları, sınırsız ihtiyaçlar arasında bölüştürmenin ilmidir” diye tanımlamaktadırlar. İhtiyaç kavramı, “İnsanların yaşayabilmeleri için doğal ve toplumsal gerekliliklerin tümüdür.” “Maddi ve manevi benliğimizde duyduğumuz ve gidermeye çalıştığımız yokluk hissidir.” diye tanımlanabilir.

ihtiyaçlar hiyerarşisi

Abraham Maslow, ihtiyaç kavramın ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde ele almıştır. Maslow’a göre ihtiyaçlar basamağının ilk üç basamağında yer alan fizyolojik, güvenlik ve sosyal ihtiyaçlar düzenli olarak giderilebilirken, saygınlık ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı daha az sayıda kişi tarafından karşılanabilmektedir. Ancak tüketim toplumunda bireyler ihtiyaçlarını karşılamak için tüketimi Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde belirttiği gibi gerçekleştirmezler. Bireylerin ihtiyaç olarak gördükleri de zamanla farklılaşmaktadır.

2. Tüketim

Bütün canlılar gibi insanda hayatını devam ettirebilmesi için tüketir. Diğer canlılar bunu sadece yaşamsal faaliyetleri devam etmesi için yaparken insan, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını gidermek amacıyla da tüketir. Toplumların kültürel yapılarına göre ihtiyaçları şekillenir. İnsanların sonsuz ihtiyaçlara sahip olabileceği ilkesi kapitalizm ile birlikte hakim görüştür. İhtiyaçların sonsuz olması ve bazı kesimlerce hastalıklı bir durum olarak tanımlanmasının yanı sıra; tüketim toplumu, tüketmenin ahlaki durumunu görmezden gelmektedir.

3. Tüketim Toplumu

model t

Kapitalist toplumların geçirdiği evreler, Fordizm ve PostFordizm olarak iki evrede incelenebilir. Fordizim; Henry Ford’un, 1920’li yıllarda otomatik montaj hattını üretime dahil ederek T model arabalarının yapımını 93 dakikaya kadar indirmesiyle başlamıştır. Her ne kadar arabanın maliyeti azalsa bile o günün şartlarında satıldığı fiyata alınması güçtü. Kitlesel üretim ancak kitlesel tüketimle varolabilirdi. Bu nedenle Henry Ford, işçilerinin maaşlarını günlük 5 dolara çıkarmıştır. Bu o zamana kadar görülen en iyi ücretti. Fordizm, kitlesel üretimi dengelemek için kitlesel tüketimi gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. 1970’lerde ekonomilerde ve uluslar arası para sisteminde yaşanan değişimler ve petrol krizleri ve teknolojik devrimin sonucu olarak bir yeniden yapılanma sürecine girilmiştir. Bilim, kültür ve sanat anlayışı açısından bir bütün olarak “PostFordizm” olarak adlandırılan bu süreç, taleplerde farklılaşma nedeniyle ortaya çıkan bir ihtiyaçtan ötürü üretimde farklılaşmaya, başka bir deyişle az sayıda ama çok çeşitte ürünün üretilmesi şeklinde yeni bir endüstriyel yapılanmayı işaret eder.

tüketim toplumu

Tüm bunlar bizi günümüz tüketim anlayışına getiriyor. Malların ve hizmetlerin tüketiminden, malların ve boş zamanın tüketilmesine geçilmiştir. Üretim odaklı gelişen kapitalist sistem yönüne tüketime çevirmiştir.


Freud, insanların eylemlerinin ve düşüncelerinin kökeninin çoğunun kaynağının hayvani bir içgüdü olduğunu söyler.

Bu yaklaşıma göre kapitalizm, her insanı günün koşullarına göre yeni bir haz türü ile aldatarak, tüketici olarak harcamaya istekli hale getirmektedir.

3. Türkiye’de Tüketim ve Üretim Anlayışı

tüketim toplumu

Tüketimde küreselleşme ve ekonomiyi dışa bağımlı hale getiren ekonomik politikalarla birlikte üretmeyen aksine fazla bir tüketen bir toplum haline geldik. Refahın 90‘lı yıllardan sonra artmaya başlamasıyla alım gücü artan halkın tüketim tercihleri dönemin en güçlü iletişim araçlarından televizyon ile şekilleniyordu, günümüzde ise yerini sosyal medya aldı. Bu tüketim çılgınlığından daha acı olan ise üretmiyor oluşumuz. Ürettiğimiz katma değerli malların bile (tv,telefon,beyaz eşya vs.) yatırım ve ara malını ithal ediyor, daha sonrasında üretiyoruz. Bu da üretimde maliyetlerimizi zorluyor. Üretmek yerine ithal etmek daha cazip hale geliyor. Bir zamanlar tarım ülkesi olarak anılan Türkiye şimdilerde o sıfatını da kaybetmiş durumda. Daha ileri gitmemiz gerekirken elimizdekine bile sahip çıkamaz hale geldik. Yetersiz teşvik, yanlış ekonomik ve üretim politikaları yüzünden çoğu gıda ürününü de ithal ediyoruz.